Tekrar tekrar

 

 

Yorum (0) Yorum yaz!

Sır MIsır, bu açıdan...

Kitapların, her okuyucu ile bir kez daha yazılması sizce de bir mucize değil mi? İşte ben bunu çok seviyorum.

 

Konu: nevermore
Kitabınızı zevkle okudum Sibel Hanım. Yazım yordamında "öz"e doğru koşuşu düstur edinmiş pek çok yazar biliyorum, lakin sizin çalışmalarınızı farklı kılan, bu "öz"e koşuşu yalınayak son derece sağlam bir "farkındalık" zemini üzerinde yapmanız olsa gerek. Venüs Bağlantısı'nı okuduğumda okuyucuyu hayatın içinden bir sunumla hayatın dışına sürüklediğinizi söylemiştim. Şimdi görüyorum ki, ustalığınızı, okuyucunun tahayyül sınırlarına sermaye edecek kadar hayatlaşmışsınız. Bu pek az yazara bahşedilir. Canı gönülden tebrik ederim.

 

  • Yazan: Agnia | Tarih: 9/5/2008
    Konu: Hoşgeldin
    Sevgili Nevermore, ben tam artık yazmıyacağım, bu zahmete neden gireyim filan diye mızırdanıyorum ki, böyle senin gibi dikkatli bir okuyucudan gönül okşayıcı bi teşvik geliyor... ve sonra haydii yeni baştan "acaba yazsam mı" diyolar içimden! Bilmiyorum işte :)
    Fakat bildiğim bi şey var, takdir dıygularını üşenmeden dile getirenleri çok seviyorum, her konuda bu böyle. Böylece dolaşımdaki duygu titreşimini güzelleştiriyorlar, teşekkürüm gönülden kucak dolusu sizlere.
  • Yorum (0) Yorum yaz!

    Kargalar

    Anadolu yakasında bariz şekilde daha çok karga gözlemledim.

    Acaba bu konuda yapılmış bi araştırma var mı?

    Eğer haklıysam bunun sebebi ne olabilir?

     

    Yorum (10) Yorum yaz!

    nhahyu

    Biz hislerden söz ettik… hisler. Şimdi, bu belki de tam doğru kelime değil, çünkü farklı bir kelime var, temelde “his” ve “bilinç” ve “farkındalık” ve “duyarlılık” kelimelerini birleştiren eski bir Lemurya kelimesi. Bilinç. Farkındalık. Duyarlılık. Hisler. Bu kelimelerin özünü hissedin – bilinç, farkındalık, duyarlılık ve hisler – ve işte temelde siz busunuz.

    Bunun için kullanılan o eski Lemurya kelimesi “yu” idi. Ve belki de bu kelime kullanılırken özellikle bilinç ve his unsurlarına değinilmek istendiğinde daha doğru bir ifade için “nhahyu” kullanılırdı. Nhahyu. Bu belki bazılarınıza tanıdık geliyordur. Nhahyu. Temelde bu, bu ingilizce kelimeleri birleştiriyor. Hisler ve farkındalık, algılama, duyarlılık anlamına geliyor.

    Son zamanlarda size bundan söz edip duruyoruz, çünkü bu çok, çok önemli bir konu. Siz nhahyu’sunuz – hisler – ve şu anda tüm o hisleri alıyorsunuz, tüm bu nhahyu yaşamınıza akıyor. Siz nhahyu’ya direndiniz, tüm çevrenizdeki hislere ve bilinç farkındalığına direndiniz. Bunu kendinizden uzaklaştırıyordunuz çünkü aslında insan veçheniz korkuyordu, dışardaki hislere – başka insanların hislerine, dünyadaki hislere ya da Gaia’nın hislerine – derinlemesine dalarsanız, kendi kimliğinizi kaybedeceğinizden korkuyordunuz.

    Böylece bugün ben nhahyu’nun çiçek açmasından – sizin bu parçanızın açılmasından söz etmek istiyorum. Siz birkaç his katmanını açtınız, ama şimdi bunu tam yapmak zamanıdır, çünkü iş hislerde bitiyor. Zihin, eski haber. Zihin yorgun ve yıpranmış halde ve siz de bunu biliyorsunuz. Zihin fazla çalıştı, fazla kullanıldı ve ona fazla güç yüklendi. Ama herşey nhahyu ile, hislerle ilgilidir.

    Biz sizden, birlikte yarattığımız bu güvenli alanda, benim size bugün sunacağım örneklerin, gerçek-yaşamın gerçek örneklerinin derinlerine dalmanızı isteyeceğiz. Kendinizi unutacak kadar derine dalmanıza izin verin, çünkü kendini geri tutan o benlik, kendini unutacağından korkan o insan veçhesidir. Oysa unutamazsınız. O insan veçhenizi unutacak kadar hislerin derinlerine dalsanız bile, “Ben Ben’im”e sahipsiniz – kendi Ben Ben’iminize. Buna ister ruhunuz deyin, ister tanrısallığınız, ya da mevcudiyetiniz. Ben ona Ben Ben’im diyorum.


    Hislerin derinliklerine dalabilirsiniz, tıpkı dipsiz bir okyanusa dalar gibi, ve etrafınızdaki ve hatta içinizdeki herşeyi hissedebilirsiniz. Bunun bilincinize işlemesine izin verin. Ve herhangi bir zamanda, kaybolmuş, bunalmış ya da enerjiler tarafından tüketildiğinizi hissettiğiniz an, yapmanız gereken tek şey, basitçe, kendinize Ben o Ben’im diye hatırlatmaktır. Başlangıç ve son sizsiniz ve kimse bunu sizden alamaz.

    Şimdi, bu noktada bazılarınız panikliyor, çünkü, doğrusunu söylemek gerekirse, geçmişte psişik etkilere, kara büyüye ya da mistik kontrole maruz kalmıştınız. Ama bu karanlık enerjiler tarafından ister Dünya üzerindeki bir geçmiş yaşamda, ister başka alemlerde istismar edildiyseniz, size hatırlatmam gerekir ki, aynı oyunları sizler de kullandınız.

    Bilinç inanılmaz bir şeydir. Her iki yana da gider. Her iki yana, her zaman. Eğer başka bir insana, bilinç araştırması diyeceğiniz bir yayın yaparsanız, yani ona karışmak amacıyla değil de sadece enerjisini hissetmek adına bilincinizi ona gönderirseniz, anında o insanı hissetmenize izin verir, ama o aynı zamanda çift yönlü bir sokaktır. Eğer farkındalarsa, onlar da sizi hissedeceklerdir. İşte nhahyu tümüyle böyle çalışır.

    Adamus Saint Germain

    http://destek.pilli.com/kc/oku.php?id=244


    Yorum (0) Yorum yaz!

    Sır MIsır Yorumlara devam2

    Sır mı sır'ı bitireli üç beş gün oluyor.
     
    Kitap üzerinde konuşmayı, bilenlere bırakıyorum...
     
    Haytımda hiç Mısıra gitmeyi düşünmemiştim. Hem de çok yakınımdaki iki gurup, gidip geldikten sonra, ballandıra ballandıra anlatmalarına rağmen....
     
    Şimdi ise, acaba bir gayret edip gitsem mi, içimde bir heves canlandı, ciddi ciddi..
     
    Öyle tahmin ediyorum ki, mısır tanıtma bakanlığından ilgili biri, kitaptan haberdar olursa, diğer dillerde de yayınlanması için çırpınacaktır.
     
    Biliyorsunuz, seneler önce, müslüman kardeşler, Kahiredeki turist otobüslerine saldırmışlardı. epey ölü vardı.Tüm dünyada,şok etkisi yaptı yankılandı. Mısıra giden turist sayısı bıçakla kesilmiş gibi azaldı...
     
    Mısırlılar uzun müddet kara kara düşündüler. Nihayet, namlı bir yazara astronomik ücretler ödeyerek, Mısır tarihi üzeride ilgi uyandıracak kitaplar yazmasını istediler...
     
    RAMSES serisi böyle çıktı.Ve de, pek çok başarılı oldu...Sizin kitap da, bende bu mısıra gitme arzusunu uyandırabildiğine göre göre, o Ramses serisinin bir devamı olmuş....Dilerim , ilgililerin gözüne çarpar da, ünü, dünyaya yayılır...
     
    Söyleyeceğim bunlar değil....Milliyetçiliğim uyandı. vatanseverliğim tuttu...Keşke dedim, olay anadoluda geçseydi...Mesela kapodokya da...
     
    Mutlaka gitmişsinizdir ya,bir daha yolunuz düşerse oraya,lütfen, İnkuyu yeraltı şehrinin en diplerinde, benim için , uygun bir zaman süresince derin düşüncelere dalın, lütfen...İnanıyorum ki, o hassas bünyeniz, mağaranın duvarlarına sinen pek çok duyguyu rahatca algılayıp, kapacaktır...Nice korkular, sevinçler,çığlıklar, kimbilir neler neler...
     
    Sümela manastırından, ufku tararken, 300 yılda, keşişlerin hissettiklerini  daha da yoğun yaşayacakmışsınız gibi ,geliyor bana..
     
    Divri'de ulu cami önünde, hiç sebepsiz göz yaşlarımı tutamamıştım..Hıçkıra hıçkıra ağladım... Hem de, bundan elli yıl önce...Epey gençtim yani...
     
    İshak paşa sarayı, pamukkape, ölüdeniz ,xsantos kumsalları,Nemrut heykelleri....daha neler , neler...Hepsi kaleminizden, canlanmayı bekliyor....
     
    Hayırlı başarılar dileğiyle...
     
    Erdoğan Çiner.

    ...

     

    Sevgili Sibel'in son kitabi "Sir Misir"i bitirmekten geliyorum. Bir
    solukta okunan bir kitap daha yazmis Sibel, cok begendim, tavsiye
    ederim arkadaslar.
    Diger kitaplarinda da kucuk gondermelerle Ra Bilgileri'ne dokunuyordu,
    ama bu kez adiyla kullanmis ve temel bilgileri de vermis.
    Hem guzel bir polisiye kurgu, hem dozunda bir felsefe, hem de gezi
    rehberi ic ice, cok basarili, tebrikler.
    Yalniz, Horus babasiz dogmasaydi keske :-(((

    Ellerine saglik Sibelcigim,
    Sevgiler, Mubeccel

    Teşekkürlerimle :)

    Yorum (0) Yorum yaz!

    Etkisiz Kılan

    56. Uyanma, insanın hiç bir yere varamıyacağını ve nereye gideceğini bilmediğini idrak etmesiyle başlar.
    57. Birliğin çokluğa dönüşüm kanunlarını incelemeden önce, bütün evrenlerin tüm çeşitlilikleri veya birlikleri içerisinde bütün olayları yaratan temel kanunu incelemeliyiz.
    58. Bu, “Üç prensip” ya da “Üç kuvvet” kanunudur. Bu kanun, hangi mikyasta olursa olsun, hangi alemde cereyan ederse etsin, molekül seviyesindeki olaylardan kozmik olaylara kadar, farklı ve birbirlerine karşı “Üç kuvvetin bileşimi ve karşılaşmasıdır.”
    59. İlk kuvvete aktif veya müsbet...İkinciye pasif ya da negatif...Üçüncüye ise etkisiz kılan kuvvet... Denilebilir.
    60. İlk iki kuvvet çağdaş düşüncenin bildiği kanunlardır. Fakat genelde üçüncü kuvvet müşahadeyi ve anlayışı yöneltmek için kolayca ulaşılabilir değildir. Bunun nedeni, insanın mutad psikolojik faaliyetinin fonksiyonel sınırlanmasında ve olaylar dünyasına ait algımızın temel kategorilerinde, yani “mekan” duygumuzda ve söz konusu sınırlamalar sonucunda doğan “zaman” duygumuzda aranmalıdır.
    61. Üçüncü kuvvet, gerçek alemin malıdır. Müşahademize giren subjektif alem veya olaylar alemi, sadece nispi olarak gerçektir, her halde tamam değildir.
    (Gurdjieff özetlememden alıntı)

     

    Bir örnek vermeye çalışayım. Aslında bu mekanizma hayatımızın her anında işliyor.
    Diyelim kilolarından şikayetçi bir hanım var,
    * artık bunlardan kurtulmaya karar veriyor (1. kuvvet iş başında aktif kuvvet)
    * Hemen bir diyet sistemine başlıyor, ayrıca spor salonuna yazılıyor, harıl harıl çalışmaya başlıyor
    * Günler geçiyor, ilk günün kararlılığı ve azmi kalmıyor, daha isteksiz çabalamalar var (2. kuvvet, pasif kuvvet devreye girmiştir)
    * Bir atalet dönemi başlıyor, çalışmalar hep aksıyor, hatta ara veriliyor
    * Kişi arada kendini zorlayarak bi atılım yapmak istiyor ama ancak bir iki gün sürebiliyor, yeniden aşağı çekiliyor.
    * İşte iki kuvvetin dengeye geldiği atalaet durumu tam böyle bişeydir, birçok konuda hemen her zaman bu atalet konumunda kalınır. bu bazen yıllar bazen bi ömür alır.
    * Bazen 3.kuvvet gökten zembille iniverir (etkisiz kılan), ne zaman devreye gireceği, hatta girip girmeyeceği, nerden ve hangi nedenle geldiği belli olmayan, etkisiz kılan, ilk iki kuvvetten birini etkisiz kılar!
    * Ve derhal yalnız kalan kuvvet, artık hangisiyse, şiddetle atılım da bulunur, diyelim bu örnekte aktif kuvvet etkisiz kalmış olsun.
    *Pasif kuvvet idareyi alır ve zayıflama gayretine kesin bir biçimde son verir, kişi şöyle der aniden; ama canım zayıflamak da neymiş, ben böyle harikayım, işime gücüme bakayım ben. Böylece bütün o isteksiz ivmeler ortadan silinir.
    *Atalet, kös kös evine döner :)

    İşte etkisiz kılan böyle bişey.

    Yukardaki örneğin sonucunu merak eden varsa, muhtemelen şöyle olur: Kişi zayıflamak isteğinden kesin biçimde vazgeçtiği için (zayıflayamama endişesinden de kesin olarak kurtulduğundan), bi kaç ay sonra elbiselerinin bollaştığını hayretle fark eder, Allah allah hasta filan olmayayım diye gidip bi check up yaptırıp, allah bilir sonunda yeni bir karar alıp bu mekanizmayı yeniden işletmeye başlar!
    :))))

    Yorum (0) Yorum yaz!

    Güzelliğe vurgunum ben

    Güzelliğe vurgunum ben, ayıp değil ya

    O estetik , o işve naz, vurgunum ona

    Bir değil bin kere, bin değil yüzbinkere

    Saydırma bana gece gece, hayranım sana

    Aşığınım pervanenim, baharım, nazlı gelinim

    Dantel örgülü mis kokulum, canım

    Gönlümün sultanı,  

    Sen ölümsen de ölürüm senin için

    Bilir miydin hakkında böyle düşündüğümü

    Ey güzellik! Sonsuzca kaçan

    Uzaklaşırken yaklaşan bu latif

    Bilinmeyen kokusu, sen güzellik?

    Bilir miydin bunca sevdiğimi seni

    Peki ya güzel olanı bulup çıkaran gözlerime

    Bir iltifat yok mu, küçücük, tatlı bir söz?

    Neyse boşver...

     Turuncu rengi bir hırka aldım sana

    Gözünün yeşiline de uyar hem

    Işığına ışık katar, bak şimdiden başladın

    Aşkla cıvıldamaya, gecenin bu saatinde

     

    Sibel atasoy

    24.04.08 Beylerbeyi

    Yorum (0) Yorum yaz!

    Uzun ince bir yoldayım

    Uzun ince bir yoldayım...

    Geliyorum gidiyorum geliyorum

    Güneş parlaklığı emmiş o ince karayı

    Bir bakmışım sevinçteyim

    Bir bakmışım hüzündeyim

    Küçük bir çocuktum az önce

    İki yaş var yok, nasıl açgözlüydüm

    Nasıl kıpır kıpır afacan...

    Bırak bu şeyleri dedi az sonra

    İçimin içinden bas bariton bi ses

    Uyu da meydan bize kalsın hesabı!

    Kızma birader oynar gibiyim

    Gidiyorum geliyorum gidiyorum

    İzlerime bakıyorum, öyle çok iz var ki

    Kimi çok belirgin, kiminin üstü kar

    Hani içi beni yakar, dışı seni hesabı

    Kulaksızın Nuri derler köy kısmında

    Bana da Bir Gelip Bir Giden

    deyin bundan sonra

     

    Dalgalı şeyler hayal ediyorum

    Dalgalı açık kumral saçlar örneğin

    Omuzlara dökülmüş eski zaman işi lüleli

    Mavisi kat kat olmuş deniz dalgasını

    Takmış sarmalamışlar pembe gerdanına

    Kargalar direklerin üzerinde sıra sıra

    Selama durmuş olsunlar ne çıkar

    Ve narin ayacıklarında papatya desenli

    Dalgalı yeşil sarı bir tokyo!

    Ah bu resmi ben yapacaktım ki

    Bilseydim yapabilmeyi, parmaklarımdaki boyaları

    Sürseydim kiraz dudaklarına

    Ah bilseydim, bilebilseydim.

     

    Şöyle geniş geniş takılacaktık seninle

    Bu nisanın yirmiüçünde

    Omuzlarım dik dik dayılanacaktım

    Sen bütün cilvelerini takınmış

    Hülyalı bir bakış atacaktın

    Sarıya kaçan bir lülen uçuşup rüzgarda

    Nemlenmiş alnına yapışacaktı

    Gözlerinin yeşili parlayacaktı birden

    Güneş vurunca

    Ve ben oracıkta kalacaktım

    Sonsuza kadar...

    Ne gitme ne gelme

    İşte hepsi bu kadar.

     

    Sibel Atasoy

    23.04.2008 - Beylerbeyi

    Yorum (0) Yorum yaz!

    Bilinç Ölçümü

    Geçen ay, Dünya üzerindeki bilinci ölçme zamanıydı. Bu, düzenli olarak yapılıyor ve Kryon denen grup tarafından gerçekleştiriliyor. Şu anda Dünya’daki insanların kanallık yaptığı varlıkların çoğu da bu işleme katılıyor. Bu ölçümün tam olarak nasıl yapıldığını tanımlamak zor, ama bu, insanlık bilincini hissetmek, ya da Saint Germain’in diyeceği gibi, insanlık bilincinin derinliklerine dalmaktır. Ve varlıkların her birinin derinlere dalıp da bulgularının toplanmasına bilinç düzeyinde izin vermesi, bir ölçüm türü yaratır.

    Ve bizim taraftaki ölçümler ille de rakkamlarla yapılmaz, biz elektronik aletler ya da metreler kullanmayız. Bu, sizin spektrum ya da tayf aralığı diyeceğiniz şeyle gerçekleştirilir. Bu bir ışık aralığı türüdür ama, sizin bildiğiniz ışık aralığında değildir. Ve bu spektrum ya da tayf, insanlık bilincinin nerede olduğunu anlamamızı sağlar, böylece öbür tarafta bulunan bizler, bilince hizmet etmek için neye ihtiyaç duyulduğunu anlarız.

    Bilinç ölçümü, bilinci desteklemek üzere uygun enerjiler içeriye sürülebilsin diye, ya da tarihteki bazı durumlarda olduğu gibi, içeriye sürülmesin diye yapılır. İnsanların ihtiyaçlarını ve arzularını karşılamak amacıyla enerjileri içeriye getiren, getirip götüren, onları eski ve çok, çok yeni kapılardan geçiren meleksel varlıklar var. Bu bilinç ölçümü artık oldukça düzenli bir biçimde yapılır oldu. Öbür taraftaki melek düzenleri tarafından çok, çok yakından takip ediliyor, ve sonra da enerji uygun olarak içeri giriyor.

    Dünya üzerinde yapılan bilinç ölçümünün meleksel alemler üzerinde ve fiziksel olmayan alemlerdeki bilinç ve enerji hareketleri üzerinde de etkisi vardır. O nedenle, çok, çok büyük bir önem taşır. Bu sanki… siz Dünya’da ekonomi raporları, sendikaların, derneklerin, şirketlerin durum raporlarını hazırlıyorsunuz. Şeylerin ne durumda olduğunu anlamanıza yardım etsinler diye tüm o farklı ölçümleri yapıyorsunuz. Biz de bu tarafta yapıyoruz.

    Az bir… çok, çok kısa bir tarihçe: Bilinç ölçümünde, Yeshua zamanında yapılan bir değerlendirme var; bu Yeshua yüzünden değil, zamanlama açısından yapıldı. Yeshua zamanında, yaklaşık 2.000 yıl önce, Dünya üzerinde yaklaşık 200 milyon insan vardı. Ve o zamanlar oluşturulan bilinç değerlendirmesi birdi – 1 rakkamı. Ben şimdi burada insana ait terimler kullanıyorum. Bu zamandan önce ise 1 rakkamının bir bölümüydü, kesiriydi. Örneğin, İ.Ö. 600 yıllarındaki bilinç ölçümü yaklaşık .81’di. “1” rakkamının önemi, bir üçlemenin, benliğin farklı veçhelerinin olduğunu bilinçli bir düzeyden anlamaktan kaynaklanıyor – birincisi, insan veçhesinin farkındalığı, ikincisi, insanın tanrısal doğasının farkındalığı ve üçüncüsü, herşeydeki tanrısal doğanın farkındalığı. Ve yaklaşık 2.008 yıl önce insanlık bilinci şu bilince ulaştı: insan vardı, herşeyin bir ruhu vardı ve bir de tanrısal kısım vardı, gerçi benliğin tanrısal kısmının, insandan fazlasıyla uzaklaştırılmış olduğu da düşünülüyordu. Bu (bilincin bu noktaya ulaşması), 1 değerlendirmesinin yaratılmasını sağladı.

    Şimdi ilginç olan şu ki, bu 2.008 yıl boyunca yaptığımız tüm ölçümlerde, bilinç ölçümüyle, sizin takvim yılları diyeceğiniz şey arasında çok direkt bir ilişki vardı. Böylece, yaklaşık 1000 yılında, bilinç ölçümü de yaklaşık 1.000 idi. 2007 yılında, insanlığın bilinç ölçümü yaklaşık 2.007 idi. Bu önemlidir, çünkü böyle bir gelişime ya da modele/şablona sahip olmalıydı. Biraz aşağı düştüğü ya da biraz yukarı çıktığı zamanlar oldu, ama genelde takvim yıllarını izledi, ve bu hiç de tesadüf değildir.

    Bilincin doygunluk noktası yaklaşık 2.000 idi – ölçüm sayısı 2.000. 2007’de, insanlık bilinci tam anlamıyla bir uç noktaya ulaştı, ki bu da 2007’de yeni bir potansiyel anlamına gelen bir kuantum sıçraması yarattı. Ve tabi siz bunu Kuantum Sıçraması etkinliğimizden de biliyorsunuz.

    Zaman içerisinde nüfus genelde bilinçten daha hızlı büyüdü. Şimdi, bu 2008 yılında geçenlerde yaptığımız bilinç ölçümü, 2.008 idi. Ancak nüfus, bilinçten çok daha hızlı büyüdü. İkibin yıl önce Dünya üzerinde – yaklaşık – 200 milyon insan vardı. Şu anda Dünya üzerinde – yaklaşık – 6.5 milyar insan var.

    Bu, bilinçte ilginç bir dinamik yaratıyor, ve şimdi Dünya’da bulunan bu daha büyük nüfusu karşılayabilmek amacıyla, potansiyeli buraya getirmek, bilinç genişlemesini şimdi buraya getirmek, önem kazanıyor. Biz burada şunu söylüyoruz; Dünya’nın bilinç ölçümünün 2.008 puan olmak yerine, daha büyük bir hızla büyümesi gerekir, çünkü nüfus daha hızlı artıyor.

    Şu an bildiğiniz haliyle Dünya – yani fiziksel Dünya kadar elektromanyetikler, manyetikler, Yeryüzü kapıları ve Dünya’yı oluşturan tüm diğer yapılar – Dünya’nın şimdilerde geçerli sistemleriyle yaklaşık 10 milyar insan kaldırabilir. Siz şimdi 6.5 milyardasınız. Geçerli büyüme hızı ve potansiyeller temel alındığında bu 10 milyar sayısına yaklaşık 2033’lerde ulaşılacak. Ve bu, sevgili Şambra – hesabı yapabilirsiniz – yaklaşık 25 yıl ediyor. Yirmibeş yıl, neredeyse hepinizin yaşamında göreceği bir şeydir.

    Şimdilerde yumuşak bir biçimde Gaia’nın üzerinden alınan ve insanlara verilen sorumlulukla birlikte, Dünya’nın kendini sürdürebilmesi için, bilincin de genişlemeyi sürdürmesi, ama bunu daha büyük bir oranda yapması gerekir. Daha büyük bir nüfusu desteklemek amacıyla yeni teknolojilerin devreye girmesi gerekir, ya da bir anlamda kendi kendine hallolan durumlarda, nüfusun belli bir noktanın ötesine geçmesine izin verilmeyecektir. Ya da, tahmin edebileceğiniz gibi, salgın hastalık, büyük doğal yıkımlar gibi şeylerle nüfusun daha mantıklı düzeylere geri çekilmesinin potansiyelleri ortaya çıkacaktır. Ben burada dramatik olmak istemiyorum, alarm zilleri çalmıyorum. Şu anda Dünya’daki bilincin… bilincin daha hızlı büyümesi gerektiğini söylemeye çalışıyorum.

    İnsanlar genel olarak buna hazırlar. Çok, çok hazırlar. Geçenlerde bilinç ölçümünü yaptığımızda, potansiyelleri de ölçtük. Bu, meydana gelen gerçeklikle doğrudan uyum içinde değildir ama biz potansiyelleri de ölçeriz, ve şu anda Dünyayı kuşatan daha fazla potansiyel kapasitesi var – ama sorun da bu. Onlar yalnızca fizikseli değil, Dünya’nın bilincini de kuşatıyorlar. Buraya getirilmiyorlar. Öylece limanda tutuluyorlar.

    İnsanlar şu anda, genel olarak, yeni yanıtlar arıyorlar. Kendi içlerinde yeni bir şeyler arıyorlar, ama yanıtlar için nereye gideceklerini bilmiyorlar. Engellenmiş haldeler, sinir içindeler, ve herşeyden öte, kendilerinden kuşku duyuyorlar. O yüzden de kendilerini geri tutuyorlar, ve kendilerini böyle geri tuttukları zaman, teknoloji gibi şeylerin, tıp ve şifa gibi şeylerin, Dünya üzerindeki yiyecek gibi şeylerin yeni potansiyelleri de engelleniyor. Bu şeylerin bir gerçeklik haline gelmesi engelleniyor. Ve bu da sonuç olarak şu anda genişlemek isteyen bilinci genişlemekten alıkoyuyor. Ve bu, Dünya’nın gelecekte bazı zorluklarla karşılaşmasına da neden olabilir. Anımsayın, şu anda Dünya – geçerli teknoloji, yakıt kullanımı temel alındığında, bilincin kendisi temel alındığında, tüm bu faktörler temel alındığında – yaklaşık 10 milyarı destekleyebilir.

    Şu an, zaten varolan, zaten durup duran bu potansiyelleri açmak zamanıdır. Bu sanki malzemeyle dolu devasa bir kargo alıp da depoya kaldırmak, çivileri bile sökmeden kasa ya da sandıklarda tutmak ve orada oldukları gerçeğini tümüyle görmezden gelmeye benziyor. Şu an yeni enerji için muazzam potansiyeller var, ve insanı bu potansiyelleri eline almaktan alıkoyan Dünya’daki bir takım komplolar değildir. Petrol şirketleri değildir. Petrol şirketleri yeni enerjiye sahip olmaya bayılırlardı, çünkü ondan nasıl kazanç sağlayacaklarını anında öğrenirlerdi. Onlar bundan korkmuyorlar. Buna kucak açarlardı, ama tıkanıp kalmış haldeler, çünkü bir anlamda bilinç tıkanıp kalmış halde.

    Tüm malzemeler, deyim yerindeyse, bir depoda duruyorlar. Dünya’nın genel gerçeklik potansiyeline teslim edildiler ama kullanılmıyorlar. Insanlar şu anda, derin bir düzeyde, sizin anladıklarınızı anlamak istiyor. Sizin öğrendiğiniz şeyleri öğrenmek istiyor. Dünya üzerindeki sadece bu tek yaşam varlığından ve sonra cennet ya da cehennemden daha büyük, daha muhteşem bir şeyin olduğunu bilmek istiyorlar. Sizin kendiniz için öğrendiğiniz o basit şeyleri anlamak istiyorlar – seçim gibi şeyleri, derin bir nefes almak gibi şeyleri, kendini sevmek gibi şeyleri – bu çok, çok basit kavramları. Ama kim onlara bunları anlatacak? Kim kendini açacak? Eh, bu Şambra olacak.

    Geçen ay Şambra’nın bilincini ölçtüğümüzde, o bilinç 3.000 olarak hesaplayacağınızın üstünde çıktı. Şambra, sıradan insana göre çok daha yüksek bir bilince sahip, çünkü insan benliğinin olduğunu fark ediyorlar… kendi insan benliklerinin farkındalar, bu ilk öğrenilen temel şeydir. Şambra, siz, şeylerdeki daha yüksek, daha büyük güç diyeceğiniz şeyin farkındasınız. Bir Tanrı’nın olduğunu, bir sevginin olduğunu ve bir akışın ve birleşik bir bilincin olduğunu fark ediyorsunuz. İnsan durumunun ötesinde bir şeylerin olduğunu.

    Ayrıca bir tanrısallığın olduğunu da fark ediyorsunuz. Sizin tanrısal bir kısmınız olduğunu, ama daha da ötesi, onun siz olduğunu fark ediyorsunuz. O, öldükten sonra karşılaşacağınız bir altın melek değil. O, sizin bir yerlere saklanmış ve keşfetmede zorlanacağınız bir parçanız değil. O, şu anda bu gerçeklikte sizinle olmak istediğini ve olabildiğini fark ettiğiniz parçanızdır. Başlı başına bu bile, anladığınız diğer muhteşem şeyler de eklenince, bilincinizi 3.000’in epey üzerine çıkartıyor.

    Şimdi, bu sayıları kötüye kullanmadığınızdan emin olmak istiyoruz, çünkü tekrarlıyorum, bizim tarafta rakkamlar yoktur. Bu, bizim ışık ya da farkındalık dediğimizin spektrumundadır.Ama biz size sadece muazzam bir bilince – bilinç derken farkındalık anlamında – sezgi ve farkındalığa sahip olduğunuzu göstermeye çalışıyoruz, ve herşeyden de çok kendinizle ilgili; ve sonra kendinizin tüm diğer yanlarıyla olan ilişkinizle ilgili; ve insanlıkla ve meleksel alemlerle ilişki içindeki yanınızla olan ilişkinizle ilgili (farkındalığınızı/bilincinizi göstermeye çalışıyoruz). Sizin bilinciniz güzel bir şey ve oldukça da yüksek.

    Siz şimdi diyorsunuz ki, “Sevgili Tobias, bu harika. Kulağa hoş geliyor, ama…” Bir an için geri gideyim. Bilinci nasıl ölçeceğini anlamak isteyenler için bu aslında oldukça basittir. Biz, iyi bir bilinç ve teknoloji temeline sahip olan bazılarınızdan rica edeceğiz. Bu çok basittir. İnsanlık bilincini mi ölçmek istiyorsunuz, bir arı su bileşimi kullanırsınız, başka bir deyişle, mekanik olarak ya da herhangi bir başka yoldan damıtılmamış su, örneğin kaynak suyu, doğrudan yerden çıkan ya da yağmur sularından gelen bir su. Bu suyun aşağı yukarı bir ya da iki litresini kullanın, İnterneti alın ve – İnternetten gelen belli titreşimler, belli enerjiler vardır – elektrikli aletlerinizin bazısıyla birlikte ve biraz da sezgiyle, bilinci ölçmenin yolunu çabucak bulabilirsiniz.

    İnternet şu anda insan bilincini temsil ediyor. Birçok insan İnternete girmese bile, o, kolektif kaynak olma eğiliminde. İnternette istediğiniz web sayfasına girebilir – epostadan (emailden) söz etmiyoruz, web sayfasından söz ediyoruz – ve anında insanlığın bilinci ve onun tüm katmanlarıyla bağlantı kurmuş olursunuz. Birkaç elektrikli alet kullandığınızda, bunu ölçebilirsiniz.

    Kendi bilincinizi de aynı yoldan ölçebilirsiniz. Yine, saf/arı suyla kendi özünüzün bileşimi, uygun bir cihaz – ben burada fazla ayrıntıya girmek istemiyorum – ama bağlanıp bilincinizin nerede olduğunu ölçebilirsiniz.
    Gerçi Şambra’nın hemen koşup bunu yapmayacağını biliyorum, çünkü siz bunu kendi içinizde biliyorsunuz.

    Tobias

     

    http://destek.pilli.com/kc/oku.php?id=246

     

    Yorum (0) Yorum yaz!

    İzmir Tüyap Kitap Fuarı

    Bu Hafta Pazar günü yani 20 Nisan saat 12.00  söyleşi ve imza için İzmir'de olacağım kısmetse, umarım bu vesileyle izmirli arkadaşlarımı da görmek nasip olur.

     

    Yine bu hafta perşembe gecesi TRT İstanbul Radyosu Gecenin içinden programına konuk olacağım, saat 23.15 gibi dinlemek mümkün olabilirmiş. (sanırım 95.6).

     

    Ayrıca, "sır mısır 18 nisan cuma 15:15 tarihinde tvnet'te yayımlanacakmış... tvnet, 10 nisan'da digitürk'e de geçiyor. dilerseniz internet sitesinden de izleyebilirsiniz..." diye de bi bilgi var :)

    İzleyenler olursa beni de haberdar ederler umarım.

     

    sonradan ek:

    İzmirin de en güzel tarafı İstanbul'a dönmekmiş :) Pardon ikinci güzel tarafı olacaktı; çünkü dostları görmek büyük zevkti.

    Yorumlar ve fotoğraflar için:

    http://sonsuz.us/?q=node/838

     

    Yorum (2) Yorum yaz!