Salınımlar
En temel gerçeÄŸimiz, (en azından 3B de), bir ÅŸeyin yapılmaması gerektiÄŸii yaparak anlıyor, yapılması gerekenleri ise önce yapmayarak anlıyor oluÅŸumuz. Sarkacın bi yana salınımı diÄŸer yana salınımı için mecburi ÅŸart oluyor. Açıkçası ben kendi hayatımın bir devresinde salınmamayı da denedim, öyle ortada belki salınım hareketi bile sayılmayacak ince bir titreme haliyle durup bekledim. Yani sarkacın bir ucuna A noktası diÄŸer ucuna B noktası orta noktaya da C noktası der isek, bütün noktaların aynı düzlemde oluÅŸunun canlı ÅŸahidi gibi hissediyorum kendimi :)
Salınımlar için çift yardımcı kullanılmakta olduÄŸunu da gördüm; birincisi salınım yapmak istediÄŸin uca doÄŸru bir özlem/istek geliÅŸtirirken, ayrılmak durumunda olduÄŸun nokta için de nefret ve tiksinti geliÅŸtirmek, salınım hızını artıran aynı deÄŸerde motivasyonlar oluyor.
Ben hayatım boyunca diÄŸer ivmelendiriciyi kullanmamıştım yani ayrılacağım noktadan nefret edemiyordum, belki bu sebeple kendi içimde ÅŸiddetli acılar hissediyordum. DoÄŸamız böyle sevdiÄŸimiz ÅŸeyle sonsuza kadar kalmak isteriz. Ama içimizdeki baÅŸka biÅŸey bir "meydan okuyucu" buna izin vermez, belki de atalarımın göçebe oluÅŸu hücrelerime sinmiÅŸtir ve der ki, GİT... BIRAK GİT... Çünkü az sonra burası kuruyacak otlar sararacak ve hayvanlarını otlatamaz olacaksın :) Ve o durum geldiÄŸinde hala burda olursan birçok hayvanın açlıktan ve susuzluktan telef olacak, topluluÄŸunun fertleri bitkin düÅŸecek, elastikiyetini kaybedeceksin ve bu durumda gerçekten bulman gereken yeni ve yesil otlağı bulacak kadar uzun yürüyüÅŸ yapacak kudretin kalmayacak, henüz güçlüyken, herÅŸey yolundayken BIRAK ve GİT!
Ve giderken geride kalanı kutsa, onu sevgiyle bırak.
İşte bu duygular sanırım bana atalarımdan miras kaldı. Ve bu, göçebe uluslar için bulunmayacak bir tanrı hediyesidir.
Oysa yerleÅŸik uluslar için bütün bu ÅŸeyler çok ama çok zordur. Onlar yerlerini ancak o yerden nefret ederek bırakabilirler, hem de çok büyük bir nefret geliÅŸtirmek durumundalar. BiÅŸeyden nefret ederseniz ondan ayrılırken acı çekmezsiniz, öfke ateÅŸi yarayı daÄŸlar ve çabucak iyileÅŸmenize yardımcı olur.
Uluslar ve insanlar, ister toplumsal isterse kiÅŸisel iliÅŸkilerde bu söylediklerimi yöntem olarak kullanagelmiÅŸlerdir, herkes kendi köküne göre uygun "araç" gereç kullanır.
Büyümek için kendi çocuÄŸunu yer! Kendini yeni ÅŸartlara taşımış olan eski ÅŸartları lanetlemek budur.
Anadoluda karşılaÅŸtığımız da maalesef bu oldu. Sürekli yerleÅŸik ulus kadınlarıyla evlenen padiÅŸahlarımız, yöntem konusunda kulvar deÄŸiÅŸtirdi, islamı kabul etmek için ÅŸamanizmi lanetledi. Oysa halkımız bunu yapmadı çünkü onun genleri padiÅŸahlar kadar kerışmamıştı henüz, halkımız islamı kabul ederken kökünü reddetmedi ve ÅŸamanizmi kapsadı. Bu sebepledir ki araplar bizden nefret eder, çünkü onlar putperestliklerini kapsayamadılar :(
Derken Atatürk geldi ve düzeni geri çevirmek istedi, kapsayıcılar bu iÅŸlemi rahatça geçirdiler, küçültücüler geçemedi ve nefret yoluyla bu sorunu aÅŸmaya çalıştılar.
Ben yöntemler üzerinde öncelik önermiyorum, neyseniz o sunuz. Hücreleriniz neye izin veriyorsa onu yaparsınız ve fakat ne yaptığımızın farkında olursak, hangi aracı kullanmakta olduÄŸumuz önemsizleÅŸir.
Ateist olanlar da aynı "küçültücü" aracı kullanmaktalar (islam-hristiyan ve musevi taraftarların bir çoÄŸu gibi)kendilerini bu noktaya taşımış olan tek tanrılı dinlere minnet ve sevgi duyacakları yerde, onları rakip olarak almakta ve "kısıtlı" güçlerini bu kavga ile tüketmekteler. Aslında ne olmakta olduÄŸunu görmüyor musunuz? Dinleri öyle sevmekteler ki oradan ayrılabilmek için nefret aracını kullanmak durumunda kalıyorlar! Bu yöntem acıyı dışlaÅŸtırır. Kapsayıcılar ise acıyı içte çeker, dışarıya huzur ve barışı bırakırlar.
Allah hepimizin işini kolaylaştırsın.
Konu: Farklı
Farklı bir açıdan yaklaşmışsınız, tabi böyle de bakılabilir ve üstelik oturduğu yere yapışıp kalanların sayısı biz göçebelerden çok çok fazladır. Bunu yapmanın da şüphesiz gerekçeleri ve faydaları vardır. Bi şeyi düzeltmek istedim yalnız; göçebeler geçtikleri yeri mahfetmezler çünkü belki 2, ya da 3 mevsim sonra oraya ya kendileri ya da başkaları gelecektir, bu bilinçle hareket ederler, doğa kendini bir iki yılda yeniler, hiç kullanılmamış bir yer gibi olur orası ve daha birçok varlığa hizmet sunar yine karşılıksızca.
Fakat sizin algıladığınız gibi bunu bencillik olarak yorumlayanlar da olacaktır, herşey algılayana göredir. Hepimiz aynı şeyi yapıyoruz; algılıyoruz!
Herşey bundan ibaret. En azından içinde bulunduğumuz boyut için bu böyle.
Bağlantı »
Konu: ek
Bizler
CAN ız.
İnsan türünün
ilerlemesi, gelişmesi, Kaynağa yaklaşması için
seçtiğimiz bedendeyiz.
Burada, DÜNYA dayız.
GİT erek, içimizden bu ses her yükselişinde
yeniden GİT erek ne yapmış oluruz?
Az sonra sararacak, çoraklaşacak bu yerlerden
paçayı kurtarip
keyifli YENİ! bi iklim bulma takıntısı ile
seyyah oluruz.
Köyümüzden gideriz.
İşimizden gideriz.
Ana- babamızdan gideriz.
Evladımızdan gideriz.
Yoldaşlarımızdan gideriz.
Sevgiyle (??) bırakarak gideriz.
Siz tırmalayın.
Bana bay bay...
Marifetlerim benim.
Yalnızca benim.
Marifetlerimle giderim.
Destek? Onarmak? Yapıcı kalmak?
Anlamlı bütünler yaratmak? Teşvik etme? Ve bunları içeride yapmak?
Bu işleri içeride kalanlara ihale eder,
giderim.
Ben dışardaki bir kurtulmuş olmalıyım.
Çünkü az zaman sonra kuruyacak orası.
CAN?
Ben insanım.Birey im.
Bütün için burada olduğumu,
CAN olduğumu, işlevimi kavrayamamış.
Marifetlerim yedeÄŸimde
giderim.
Sevgiyle giderim, ya da nefretle!
Ama giderim.
Yalnız....
Yalnız...içimde bir minik soru ile:
Neden gitmek istiyorum?
Bilgi o zaman
sırıtmaya başlar...
Ürkek
ve zeki bilgi.
'Demek ilk soruyu sordun!' der.
Yapıcı döngüye bu utangaç ilk soru ile girilir.
Marifet kar etmez...
Bi kenarda, marifetleri ile insan kardeÅŸlerini seyreden
denetimli divanelerin devri bitti.
Yangın var.
Köyünde, mahallende, evinde, şehrinde,
her neredeysen..Bak bir... Oralar yanıyor.
İlk yola çıktığın yer?
ilk GİT tiğin yer?
Oralar da yanıyor...
İlk evin.
En çok ihtiyacı olanların
yanı başında
ortasında
nefes nefese çalışmalısın.
Biraz sessizlik...
Duyarsın.
Bağlantı »
Konu: Merhaba
Öyle bir an başka birilerinin tartışmasını okurken yazıvermiştim bu yazıyı. Galiba anlaşılması biraz zor olmuş ama demek ki konuyla ilgisi olanlara (sizin gibi) zamanlama denk düşmüş :)
Bağlantı »
Konu: merhaba
hayatın içinden çok güzel yakalamışsınız. ben de iş konusunda kolay kolay bırakamıyorum, diğer yandan akıp gitmek istememle de çelişki yaratıyor. fazla mı içselleşiriyorum diye düşünürken, yazınız iyi geldi. teşekkürler.
arzu
http://birdenbire.blogspot.com
Bağlantı »